7 Kasım 2017 Salı

Boş Şehir #2

İnsan, binlerce yıldır bildiklerinin üzerine ekler. Bir öncekinden aldığını bir sonrakine iletir. Yetinmez, bildikleri ve yaşadıklarıyla. Düz bir çizginin "yok oluş" olduğu bir monitörde, iniş ve çıkış görmek ister. Sadece temel ihtiyaçları karşılansın istemez. Sevgi, saygı ister. Kendini gerçekleştirmek ister ve bunu yakalayacağı yerler arar. Genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı şehirlerde bereket, insanın ta kendisidir. Toprağı ekmeden de ekmek parası kazanılan büyük, en büyük ve mega şehirler doğal tehlikelerden korunma, birlik olma, sanat, bilim, ticaret ve daha birçok yönüyle insana, birlikte yaşam olanağı sunar. Şehirler, kaotiktir. Kalabalıkta varolmak isteyen insan için engellerle doludur. Bir işe bin kişinin başvurduğu bu dünyanın sadece kendisinden ibaret olmadığını ve A noktasından B noktasına varmanın en kolay yolunun aslında hiç de kolay olmadığını farkettiği yerlerdir. Aynı zamanda “ev alma rezidans al” şekline dönüşen atasözleri ile doğal düşmanlarının doğada değil de yanı başında olduğunu anlar. Soran insan, bilmek istiyor, neden içinde derin bir boşluk olduğunu? Belki de hangi mega ultra büyük şehire giderse gitsin kapanmayacak bir boşluk. Kendini gerçekleştirmek isteyen insan için mükemmel fırsatlar sunan şehir gerçekte kabına sığmayan insanların anlam arayışıdır. Şehirler bulduğu ile yetinmeyenlerin, bulana kadar aramaya devam edeceği merkezlerdir. Belki de bir aidiyet hissedene kadar. Aslında şehirler insan gibidir. Hepsinin bir psikolojisi bir kimliği vardır, herkese göre değişen…
[psikoterapist]

Hiç yorum yok: