6 Kasım 2017 Pazartesi

‘İÇİMDEN GÖRDÜM SENİ…’ #1

Her kelimenin bir anlamı vardır; biliriz, ama bir de her sözün ‘tılsımı’ vardır. Kelimelerin ‘esrarı’ bizi efsunlar. Hayatımıza ‘lezzet’ katar. Her söz bir yol haritasıdır aslında. Hani bilmediğimiz yerlere giderken cebimizde sakladığımız çakıl taşlarını dökeriz ya yollara, geri dönerken yolumuzu kolay bulmak için… Bilmediğimiz yerlere bıraktığımız çakıl taşları gibidir ‘efsunlu sözler’, bize; kendimize giden yolu gösterir. Hayatın kendisi de bir yol hikayesi değil midir? Hep bir yerlere, birilerine doğru yol alırız. Hayata dair duruşumuz, tavrımız belirlenir: Kariyer, meslek, para, şöhret, zenginlik, itibar… Bize yüklenen misyonların peşinden koşup dururuz. Her zaman mutlu olamayız, kimi zaman da mutsuz oluruz. Kaybettiğimiz anlar da olur pek çok zaman. Ancak, kazandıklarımız bir şey öğretmez ki… Bize en iyi, kaybettiklerimiz öğretir. Nereye gidersek gidelim, istersek milyonlarca kilometre uzaklara gidelim, kendimize gitmedikten sonra bir yerlere gelmiş sayılamayız. Kendimize yürümek en çetin yoldur. Aslında, içimize yolculuktur, hayatın anlamını keşfetme sevdası… Hayatın en gizemli ve çekici yolcuğu… Baktığın yerdeki çığlığı duyduğun anda, içinden görmeye başlarsın. İçinden gördün mü, daha farklı algılarsın. Görece en kısa, en uzun soluklu, en güzel ve en zorlu yürüyüş; kendine yürümektir. Nerden bakarsak bakalım, içimizden görmediklerimiz bizi sahici olmaktan uzaklaştırır. Göz duymaz, kulak görmez olduğunda yüreğimiz çarpsa ne yazar ki? Hayatı ıskalarız. İçimizden  görürsek, içimizden severiz. Hücrelerimizle hissederiz.
[meçhul]

Hiç yorum yok: