7 Kasım 2017 Salı

Kırlangıç #2

Kıymetli okuyucu; küçük bir uyarıyla başlamak istiyorum. Okumaya başladığın bu yazı Ankara'ya övgüler içeriyor. Ankara'nın en güzel yanı (X) şehrine dönüşüdür diyenlerdensen, işimiz biraz zor olacak. Olsun, denemeye değer. Dört tarafı karalarla kaplı, bir kara parçası Ankara. Adı üstünde. “Ankara'da deniz yok, yaşanır mı orada?” serzenişi oldukça manasız. Anakara yahu ne denizi! Evet, Ankara’da deniz yok! Boğaz da yok, evet. Cuma günleri iş çıkışı Smyrnalılar gibi soluğu sahillerde alamıyoruz. “Aman, Allahım biz napıyoruz burada?” Madem yazının burasına kadar geldin, pes etmedin anlatayım değerli okuyucu. Ankara'da, yokluklar içinde dostluklarla varoluyoruz. Mesela, aklımıza esiyor, “Haydi, gel buluşalım” diyoruz ve yarım saat içinde buluşuyoruz. Hatta buluşmuyoruz karşılaşıveriyoruz. Sözleşmesek bile buluyoruz birbirimizi. Martılar nasibini alamıyor, ama tadına doyulmaz simidimizi Kuğulu Park'ta ördeklere atıyoruz; şen kahkahalarımız çınlatıyor Seğmenler’i ve köpeklerimiz bile arkadaş oluyor bir süre sonra… Gece acıkınca ıslak tuhaf şeyler değil bildiğin mis gibi döner yiyoruz. Tüm bunların tadı da asıl dostlarla çıkıyor. Boğazımız, Urla'mız ve yapacak çok fazla şeyimiz olmadığı için dostlarımızın gözlerinin içine bakıyoruz Ankara'da, dostlukları büyütüyoruz. Deniz kenarında bir başımıza hayallere dalamadığımızdan belki evlerde toplanıp sohbete dalıyoruz. Öyle şahane manzaralarımız olmadığından gün batımında gökyüzünde kırlangıçların dansını izliyoruz birlikte. Belki de o kırlangıçlarız biz, zamandan mekandan bağımsız birlikte mutlu olanlarız.
[gayriresmibireser]

Hiç yorum yok: