6 Kasım 2017 Pazartesi

O’NUN HİKAYESİ… #1

Ocak ayıydı, soğuktu. Kızılay'da elleri cebinde, çiseleyen yağmurda yürüyordu. Aniden hızlanan yağmurdan korunmak için gördüğü ilk binaya koşarak girdi. Adımını atar atmaz sarı bir kapı gördü. Üzerinde ". . . Kursu" yazıyordu. Aslında ne zamandır aklındaydı. Bunca yoğun iş arasında nefes alabileceği farklı bir yer arıyordu. “Evet, kendine değer vermeli insan. Kuşlar gibi kanat çırpmalı özgürlüğe” dedi ve kapıyı iki kez çaldı. Kapı açıldı, kendini tanıttı, kayıt yaptırmak istediğini söyledi. Saatin nasıl geçtiğini anlamadı bile çünkü; gizemiyle büyüleyen bir kadınla tanıştı. Işık gibi parlıyordu kadın, “Zor bir yolculuk bu seninle, ama sonu güzel gibi gözüküyor. Eğer seveceksen acıya katlanacaksın ki hayatta güçlü, sağlam ayakta kalabilesin” dedi iç sesi. Kalpten gelen sevgiye kucak açmaya kararlıydı. Haftalar geçti, kursa defalarca gittiyse de onu göremedi. Bir gün Seğmenler Parkı'nda oturuyordu, soğuğa aldırmadan. Elindeki küçük not defterine “Benzemez senin rengine hiçbir renk, bugün gül kadar kırmızı, yarın mutluluk kadar mavisin” yazdı. Birden sırtının orta yerinde sıcaklık hissetti. Dönüp baktı, kadın ile göz göze geldi. Kadın, oturduğu banktan kalktı, adama doğru yürüdü. Yanına geldi, tokalaşmak için elini uzattı. Adam elini uzatmayı istedi, ama yapamadı. Hızla ayağa kalkıp kadına sarıldı. Kadın, adamdan gözlerini kapamasını istedi. Adam, o anda güneyden esen rüzgarı hissetti. Rüzgar, kadının sesiyle konuştu: “Yaklaş, korkma.” Ses, yağmur damlası gibi beyaz ve saftı. Kadına baktığı her an nefesi kesiliyordu. Adam, gözlerini açtığında kadın, “Huzur bulabilseydim o rüzgarda, bir kuş cıvıltısıyla yeniden doğardım” dedi. İkisi için de bir hatıra gibiydi yaşadıkları. O parkta, saf temiz vedalarda buluşmak üzere ayrıldılar.
[Gksl]

Hiç yorum yok: