7 Kasım 2017 Salı

Zoraki Sevgili #2

Bozkırın ortasında, devlet asabiyeti içerisinde gri binaların insanlara tepeden baktığı şehrin orta yerinde yazılan hikayeler mutlu sonla bitemezdi. Ya şehir acımasızdı ya da insanlar. Ya insanlar sevmeyi bilmiyordu ya da şehir. Çünkü ne siyah ne de beyazdı şehir! Sadece griydi. Arada kalmıştı, sıkışmıştı. Hep bir belirsizlik hissi, hep bir geç kalmışlık. Şehir hiç gerçekleşmeyecek bir umuda gebeydi. Hayal bile kuramazdın, bilirdin sonu hayal kırıklığı. Bir fanzinin yapraklarına koca bir şehri sığdırmak, özenle seçtiğin kelimelerle bir şehri anlatmak ne kadar zorsa, mavi bir renge ihtiyaç duymuyorsan gri şehirde yaşamak o kadar kolaydı. Sadece hiç çıkmayan bir leke gibi grilere bulaşarak yaşamak; sevip, sevmediğini hiç düşünmeden. Yosun kokusunu özlediğinde gökyüzüne bakmak. Tek muhtaçlık insanlardı. Çünkü, gri şehirde insanlara muhtaçtı insanlar. Şehir, sıkılgan ve sürekli depresyonun eşiğindeki insanlarını tek başına asla mutlu etmezdi. Tek başına mutlu olmak yasaktı! Kanun hükmündeydi mutsuzluklar. Ne denizi, ne mavisi, ne bunalmış insanlara nefes verecek bir vapurun rüzgarı yoktu. Martılar da gelmezdi olmayan vapurun arkasından. Sokakları da denize çıkmazdı. Sadece geceleri güzel görünürdü, denizi bilenlerin gözüne. Sevilmeyen ve hep zamansız terk edileceği günü bekleyen bir kadındı şehir. Bir gün terk edileceğini bilmesindendi belki de kimseyi mutlu etmemesi. Ancak geceleri yanan rengarenk ışıklarla kapatırdı grisini. Karanlıkta, ağır makyajıyla sevilmediğini saklamaya çalışırdı, ama her sabah mecburen zoraki sevgiliyle yüzleşirdi insan.
[blue]

Hiç yorum yok: